TÖVBE ESTAĞFURULLAH!



Haber Vakti / 06.04.2026

Sizin de 100 yılda yaşanacak olayları son 10 yılda yaşanmış gibi hissettiğiniz oluyor mu? Darbe girişimi, seller, yangınlar, salgın hastalıklar, depremler, savaşlar, zamlar, hayat pahalılığı ve gittikçe bencilleşen bir toplum derken yıllar su gibi akıp gitti. Zamanın bereketi azaldı, emeğin kıymeti kalmadı. Antik dönemlerde bile filozoflar zamanın çığırından çıkmasından şikâyet etmişlerdir. Burada önemli olan çığırından çıkan zamanı ne kadar dert edindiğimiz ve bu derde derman olabilecek ve geleceğe dair hangi fikri, hangi eseri ürettiğimizdir.

Bakıyorum, kangren haline gelmiş sorunları çözmeye sanki kimsenin mecali yok, niyeti de yok. İnsanların zihni de o kadar bulandırılmış ki; güzel konulardan bahsedince önemini kaybediyor, çirkin konulardan bahsedince özendirici oluyor. Çünkü iyiliğin kıymetinin bilinmediği, kötülüğün yüceltildiği, ehil ile cahilin bile ayırt edilemediği bir dönemde yaşıyoruz. İnsanlar da hayatı artık yaşayarak değil, medyatik unsurlar, kurgulanmış görüntüler ve anlatılar üzerinden algılamaya alıştırıldı.

"Suya sabuna dokunmayayım" diyemiyorum, "her koyun kendi bacağından asılır" diyemiyorum, "böyle gelmiş böyle gider" diyemiyorum, "bana dokunmayan yılan bin yaşasın" da diyemiyorum. Âlimler, mütefekkirler, ilim adamları değil de, ünlüler, fenomenler, dalkavuklar neden çok seviliyor, hiç düşündünüz mü? Dürüst, ahlaklı, bilgili, cesur, şefkatli ve merhametli insanların değil de, ne kadar vurdumduymaz, utanmaz, arlanmaz, haysiyetsiz tiplerin önplana çıkartıldığını gördükçe bizim de aklımıza neler gelmiyor ki...

Diyorum ki; "Kıdem" diye bir vakıf kursam ve bütün kadınların "feminist" olması için mücadele etsem... Günün sonunda kadınların çoğu yoldan çıkar. Ortada ne aile kalır, ne de mutluluk... Bu başarımdan dolayı Nobel ödülü bile alırım, tövbe estağfurullah...

Diyorum ki; ülkemizde ne kadar kimliksiz, kişiliksiz, karaktersiz tipler varsa onları bir araya getirip "Kimliksizler Tarikatı" kursam ve dini istismar ederek her dönemde devletten bir sürü ballı ihaleler alsam var ya, devleti bile ele geçiririz, tövbe estağfurullah...

Diyorum ki; "Belaltı" diye bir dizi senaryosu yazsam... Senaryo gereği bir şehirde iki mahalleden birinde bütün erkekler bir kadına âşık olsa, diğer mahallede de bütün kadınlar bir erkeğe âşık olsa... Böyle bir dizi için bütün televizyon kanalları bana yalvarır, tövbe estağfurullah...

Diyorum ki; menfaati için her şeyini satabilecek ne kadar cahil cühela varsa onları bir araya getirip "Allah, Muhammed, kıyamet, vatan, millet, Sakarya" diyerek "Neferler Partisi" kursam... Seçimleri kazandıktan sonra neyin neferi olacağını belirleriz, tövbe estağfurullah...

Diyorum ki; "Merak" adında bir anket şirketi kursam, bütün siyasi partileri "bir sonraki seçimde mutlaka iktidara geleceksiniz" diyerek avutsam var ya, bana milletvekilliği ve Bakanlık bile teklif ederler, tövbe estağfurullah...

Diyorum ki; "Sıhhat" isminde bir sivil toplum kuruluşu kurup, açgözlü tiplerden müteşekkil "gönüllü nevale denetçileri" ile gıdalardaki bütün hileleri örtbas etsem, hatta DSÖ (Dünya Sağlık Örgütü) ile ortak çalışsam, tövbe estağfurullah...

Diyorum ki; "Haber Vakti" için kıymetli dostum Bülent Deniz Bey ile bir gün yüz yüze konuşsam... "Yayın politikamızı değiştirip etki ajanlığı yapsak fonlanma ve tıklanma rekorları kırarız" desem, tövbe estağfurullah...

Diyorum ki; zaafları olan insanları kandırıp onları küresel sistemin gizli kölesi haline getirsem, dini ve resmi günler hariç kalan bütün günlere "dünya bilmem ne günü" diye günler uydursam var ya, paraya para demeyiz, tövbe estağfurullah...

Birileri şeytanı sevindiren günahlar işlerken siz hangi taraftasınız, ona bakın. Allah'ın rahmetini ve bereketini değil de, gazabını çağıran her şeyin serbest olduğu ve özendirildiği bir dönemdeyiz. "Ahlak" ve "kabiliyet" kavramlarını baştacı etmesi gerekenlerin "avanta" ve "komisyon" terimlerini yaşam tarzı haline getirdiğine de şahit oluyoruz. Biz bunları düşünürken siyasetçiler milletin plakasıyla, arabasındaki görüntü sistemleriyle, hobi bahçeleriyle filan uğraşıyor. Milleti bunaltmak ve kendilerinden soğutmak için ellerinden geleni yapıyorlar.

Osmanlıların öfkesi de hayreti de zikirdi. Her işe "Bismillah" diye başlarlardı ve işleri yolunda giderdi. Hayret ettiklerinde "Allah Allah", "Fesuphanallah", "La İlahe İllallah" veya "Tövbe Estağfurullah" derlerdi, çözerlerdi. Sakınmak isteyince "Neûzübillah", öfkelenince "Ya Sabır", haksızlığa uğrayınca "Hasbünallah" derlerdi ve geri adım atmazlardı. Şükürler olsun ki, şahit olduğumuz olaylarla ilgili cüzi irademizle muhakeme yaparak "Tövbe Estağfurullah" diyoruz ama hiçbir şey yapamıyoruz, sadece buğz ediyoruz. Biz de biliriz galiz küfürler etmeyi ama bize yakışmaz. Hepsinden önemlisi öfkemizi de hayretimizi de edebimizle ifade etmeyi biliriz.


Bu köşe yazısı defa okunmuştur.