![]() |
|
KİTAPLARINIZA SAHİP ÇIKIN! ![]() Haber Vakti / 09.03.2026 Peyami Safa'nın 1935 yılında Tan Gazetesi'nde yazdığı "Kaldırımda kitap" başlıklı köşe yazısında "Türkiye'de kitap kadar hakarete uğrayan hiçbir mal yoktur" sözü beni daima derin düşüncelere sevk etmiştir. Her ne kadar kütüphaneli bir evde büyüdüğüm için kendimi şanslı görsem de milletimizin kitaplara verdiği önem iyi bir seviyede değil. Bu yüzden kütüphanesiz evler gördüğüm zaman içim sızlıyor. Günümüzde kitaplar, dergiler, gazeteler ve diğer bütün basılı belgeler maalesef dekoratif bir eşya olarak görülüyor. İnsanların kitaplara dair geçmişten gelen korku ve endişeleri olabilir. Mesela Türkiye'de askeri darbelerden sonra kitaplar "örgütsel döküman" denilerek toplatıldı, yazarlar tutuklandı ve yayınevleri kapatıldı. Evinde kitap bulunduranlar bile tutuklanarak idam edildi. Tarihte de buna benzer örnekler var. 1258 yılında Cengiz Han'ın torunu Hülagü Han, Bağdat'ı işgal ettiğinde yüzbinlerce insanı kitaplarla birlikte katletti. 1492 yılında Endülüs Emevî Devleti yıkılınca Katolikler Müslümanlara ait bütün kitapları toplatıp Gırnata Meydanı'nda yaktı. Sultan Abdülhamid Han'ın Yıldız Sarayı'nda 33 yıl boyunca büyük emek vererek oluşturduğu muhteşem kütüphanesindeki kıymetli eserlerin önce 31 Mart Vakası'nda, sonra da 28 Şubat sürecinde yağma edildiğini ve çöpe atıldığını biliyor muydunuz? Hatta Sultan Abdülhamid Han tahttan indirildikten sonra bütün istihbarat raporları imha edildi. 1931 yılında Osmanlı arşivlerindeki on binlerce belge vagonlarla Bulgaristan'a gönderildi. 1964 yılında devletin bir başka arşivinde bulunan altı kamyon dolusu evrak ve tezhipli fermanlar kiloyla satıldı. Bunca olumsuzluğa rağmen yıllar sonra Osmanlı arşivlerine ait kıymetli eserler dünyanın birçok yerinden toplanarak Türkiye'de koruma altına alındı. Sultan Abdülhamid Han dönemine ait birçok belge Türkiye Cumhuriyeti'nin hafızası olan Milli Arşiv Binası'nda muhafaza ediliyor. 2010 yılında kurulan Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı ise kültür mirasımız olan yazma ve eski harfli nadir basma eserlerin toplanması, korunması ve sağlıklı biçimde gelecek nesillere ulaştırılması için önemli faaliyetlerde bulunuyor. Bizi biz yapan değerler kadim medeniyetimiz, tarihi şahsiyetlerimiz, edebi eserlerimiz ve yüce kitabımız Kuran-ı Kerim'dir. Yüce Allah, Kuran-ı Kerim'deki Alak Suresi'nin ilk ayetinde "Yaratan Rabbinin adıyla oku!" diye buyurmaktadır. Ancak biz sosyal medya yüzünden "okuyucu" değil "izleyici" bir toplum olduk. Son yıllarda kitaplar özellikle sosyal medyada bir arkaplan ürünü gibi paylaşılıyor. Devletimizin tarihi yazma eserlere ve kütüphanelere verdiği önem ne yazık ki toplumda bir karşılık bulamıyor. Kitaplara sahip çıkması gereken yayınevlerinin de ticarethaneye döndüğünü hepimiz biliyoruz. Yayınevleri yabancı kitapların çevirilerini bile yapay zekâya yaptırıyor. Kitap basımında kullanılan malzemelerin (kâğıt, mürekkep, tutkal, selefon, bristol kapak kâğıdı) çoğu yurtdışından geliyor. Resmi rakamlara göre Türkiye'de her yıl ortalama 400 milyon kitap yayımlandığı belirtiliyor. Bu rakamlar "rekor" diyerek övünülecek rakamlar değil. Yayınevleri insanlara kitap satmak için değil, insanlara kitap okumayı sevdirmek için seferber olmalıdır. Yayımlanan kitap sayısıyla övünenler kütüphanesiz evler gördükleri zaman hiç mi yürekleri sızlamıyor? Madem bu kadar kitap yayımlanmış, neden bu eserler televizyon dizisi, belgesel veya sinema filmi olarak çekilmiyor, neden internette kısa film olarak yayınlanmıyor, neden tiyatroda sahnelenmiyor? Çünkü biz kültür ile sanatı, sanat ile medyayı bir türlü bağdaştıramıyoruz. Bunun temelinde Batılılaşma sevdası da var. Sonu residence, hill, park, tower olan yerlerde yaşayınca kendimizi Batılı zannediyoruz. İnsanların kökü dışarıda olan sosyal medyaya ve yapay zekâya delicesine bağımlı olmasını da garipsiyorum. Her şeyin dijitalleştiği ve yapay zekâya devredildiği bir dünyada insanın emeği ve hafızası ikinci plana atılıyor. Düşmanlarımız artık topla, tüfekle, silahla, füzeyle ülkemizi işgal etmeye gelmiyor. "Dijitale geç, rahat et" gibi sloganlarla geliyorlar. Mesela yakın zamanda "Anthropic" isimli yapay zekâ şirketinin dil modellerini eğitmek amacıyla 2 milyona yakın kullanılmış kitabı satın alıp taradıktan sonra imha etmesi sizce de vahim değil mi? Bazen mahallenizin ara sokaklarından "eski kitap alınır, eski defter alınır" diye anons ederek geçen kamyonet tarzı araçlar görmüyor musunuz? "Geri dönüşüm" adı altında ansiklopediler, kaynak kitaplar ve edebi eserler antika değerinde kiloyla satın alınıyor. Galiba birileri eskiye dair tüm izleri silmeye çalışıyor. Yakında "1000 kitap getirene 1 tablet" diye kampanya yapılırsa insanlar koşa koşa kitaplarını vermez inşallah. Kütüphanesiz evler görünce üzülen bir kitapsever olarak insanların eski kitaplarını satmasına gönlüm razı olmaz. İnsanları kitap okumaya teşvik etmek için yayınevleri "her eve bir kütüphane" seferberliği başlatmalıdır. Kitap okuma bilincini arttırmak gerekiyor. Bilim adamları da kitap okumanın hafızayı güçlendirdiğini ve unutkanlığı azalttığını söylüyor. Brezilya'da bile 2012 yılından beri hapishanedeki mahkûmlar okudukları her onaylı kitap için cezalarından 4 gün indirim kazanıyor. Siz de benimle aynı fikirdeyseniz kitaplarınıza sahip çıkın. Çünkü her şeyin dijitalleştiği dünyada günün birinde internetin fişi çekilirse eninde sonunda o kitapları arayacaksınız. |

