![]() |
|
FRENKSİZ ŞAHSİYET ![]() Haber Vakti / 09.02.2026 "Ben yıllarca yurt müdürlüğü yaptım. Karşıma gelen bir delikanlının solcu mu sağcı mı olduğunu tavrından anlardım. Konuşmasına lüzum yok. Müslümansa ezik, solcuysa iddialı dik... Size üniversite bahçesinde kantininde çekilmiş resimlerimi göstereyim. Saldırmaya hazırlanan bir küheylan gibi... Neden? Bu ezikliği gidermek için... Herkes beni cinnetle itham etmiştir. Ben cesaret aşılamaya çalıştım, şahsiyet aşılamaya çalıştım. Şu eziklikten kurtulmadıkça bu Müslümanlar bu ülkeye hâkim olamazlar. Bu iş de sayıyla değildir. Bu iş vasıfladır". Yukarıdaki sözler 2019 yılında aramızdan ayrılan Tarihçi-Yazar Kadir Mısıroğlu'na aittir. 2005 yılında Kadir Mısıroğlu'nun "İslâm'da Siyasi Nizam - 5" başlıklı konuşmasının tamamını dilerseniz https://www.youtube.com/watch?v=qpubp0dhRh8 linkinden izleyebilirsiniz. Bu vesile ile Üstad Kadir Mısıroğlu'na Allah'tan rahmet diliyorum. Mekânı cennet olsun, ruhu şâd olsun. Eskiden kötülükler gizliydi, ayıplar saklanırdı, utanılacak konular fısıltıyla konuşulurdu. Günümüzde ise kötülükler ve günahlar aleni bir şekilde gösteriliyor, alkışlanıyor ve özendiriliyor. Küfretmenin stil, yalan söylemenin strateji, linç etmenin haklılık, ahlaksızlığın cesaret olarak algılandığı bir dönemdeyiz. Nefsini muhafaza edemeyen muhafazakâr insanlar da bunların farkında değil. Çünkü 2000'li yıllardan sonra önemli makamlara gelince parayla tanıştılar. Parayla tanışınca da dünyaya ve ahirete bakış açıları tamamen değişti. Yaşam tarzları ve karakterleri orantısız bir şekilde değişen ve dönüşen muhafazakâr insanlar kültürlerini de unuttular. Doğum günü kutlamalarına "Frenk âdeti" derlerdi, şimdi acayip doğum günü partileri düzenliyorlar. Eskiden zekatı hesaplarlardı, şimdi komisyonu hesaplıyorlar. Tavla oynamayı ve kravat takmayı bile bir zamanlar kendi aralarında tartışırlarken şimdi kıyafetleri, evleri, arabaları, tatil ve eğlence anlayışları da değişti. Demek ki oldum olası Batılılara ve Batılılaşmaya çalışanlara içten içe özeniyorlarmış. Yıllarca eleştirdikleri insanlara benzemeleri aslında büyük bir imtihandır. Gelir seviyeleri arttıkça sınıf atladıklarını zannederek yeni çevreler edindiler. Eskiden ayıplanan günahları ayıplamaz hale gelerek "zaten herkes yapıyor" düşüncesine kapıldılar. Böyle bir güç sarhoşluğu karşısında imanlarının ne kadar zayıf, karakterlerinin ne kadar bozuk, ruhlarının ne kadar ezik olduğu ortaya çıkmış oldu. Halen fikirlerinin iktidarda olduğunu zannediyorlar. İster inanın, ister inanmayın. Dürüst, çalışkan, Allah'tan başka kimseye eyvallah etmeyen insanları sevmiyorlar. Helal-haram duyarlılığı olmayan, her yola gelebilen, menfaati için imanından bile vazgeçebilecek ikiyüzlü, karaktersiz ve şahsiyetsiz tipleri daha çok seviyorlar. Bir ağabeyim "Hasancığım bunların bulunduğu kurumu yönetme tarzı böyle" dediğinde inanmamıştım ama doğruymuş. Davasına sahip çıkamayan, bu uğurda değil ölmeyi, değil hapse girmeyi, elini cebine atmayı bile göze alamayanların ne hale geldiğini hepimiz görüyoruz. Ülkemizin seçim, ihale, anket, parti, tatil, arsa, döviz, altın, yatırım, faiz denildiğinde gözleri kamaşan değil; Allah, iman, vatan, millet, bayrak, adalet, vicdan, dava denildiğinde gözleri yaşaran hakiki insanlara ihtiyacı var. Fakat ne yazık ki ortalık riyakâr ve dalkavuk tiplerden geçilmiyor. Bu tipler yüzünden her şeyin bir piyasa ürünü ve ticari bir meta haline geldiğini gördük. Buna rağmen sermaye sahiplerinin ürettiği sanatın kültürel bir silaha dönüştüğünü anlamak istemiyorlar. Eğitimin, sanatın, edebiyatın, medyanın öneminden bahsetseniz dahi bu konularda cesur adımlar atamıyorlar. Destansı filmler çekemiyorlar, gönüllere kazınacak edebi eserler yazamıyorlar, medyada Hakk'ın ve halkın gür sesi olamıyorlar. Bazen Filistinli çocukları sembolize eden Hanzala'nın çizeri Naci El-Ali'nin bir suikast sonucu katletildiğinden, bazen Üstad Necip Fazıl Kısakürek'in ömrünün hapislerde geçtiğinden, bazen Çağrı filminin yönetmeni Mustafa Akkad'ın Ürdün'deki bir otelde saldırıya uğrayarak öldürüldüğünden bahsediyorlar. Böyle cesur dava adamlarını örnek almaları gerekirken maalesef onlar kadar cesur olamıyorlar, korkak davranıyorlar. Belki de bu yüzden sanatçı denildiğinde akıllarına ilk önce Hülya Avşar geliyor. Aile denildiğinde akıllarına ilk önce Gülben Ergen geliyor. Hayır hasenat denildiğinde akıllarına ilk önce Haluk Levent geliyor. Tiyatro denildiğinde akıllarına ilk önce Müjdat Gezen geliyor. Medya denildiğinde akıllarına ilk önce Uğur Dündar geliyor. Değerlerine sahip çıkamayan, haksızlıklar karşısında dimdik duramayan ve popülizme yenik düşerek makamlarını ve maddi birikimlerini kaybetmekten korkan tiplerden geleceğe dair düzgün bir miras kalamaz. Size belki saçma gelebilir ama mesela Yılmaz Özdil, "asrın liderimizi takdir etmemek mümkün mü?" diye yarım yamalak bir söz söylese, onu anında İletişim Başkanı olarak atarlar. Müjdat Gezen, "aslında hükümet güzel şeyler yapmıyor da değil" dese onu da Kültür Bakanı olarak atarlar. Bu hızla Gülben Ergen'i Aile Bakanı, Hülya Avşar'ı da Spor Bakanı olarak atarlarsa şaşırmayın. İster kabullenin, ister kabullenmeyin. Ben bu ezikliği kabullenmedim, kabullenmiyorum, kabullenmeyeceğim. |

